HATAY VE İLÇELERİ NÖBETÇİ ECZANELER ECZANELER !

YENİ DURUŞUNUZ KALICI MI SEÇİME KADAR MI?

Yıllar geçtikçe hafızalarımızda bu dönemi çok daha farklı hatırlayacağız. Siyasi ve politik teamüllerin nasıl bireysel hırslarla yok edildiğini, değerlerin nasıl itibarsızlaştırıldığını, kavramların içinin ne kadar hızlı boşaltıldığını konuşacağız. İstikrarın, devlet çıkarının, kamu menfaatinin ne olduğunu yeniden tanımlamak zorunda kalacağız.

Türkiye AK Parti iktidarı ile beraber yıllar önce farklı bir döneme girdi. Aslında ilk beş yıl her şey normal şekilde devam etti. Çünkü eskinin izlerini tam olarak üzerlerinden atamamışlardı. Ustalık dönemine girildiği andan itibaren deyim yerindeyse ülke bir kaosa doğru sürüklendi. Hemen her dönem farklı örneklere şahit olundu.

Mesela şu günlerde dış politikada Mısır’la ilgili manidar duruşumuz. Geçen yıllarda Mursi ile ilgili söylenenler, Müslüman Kardeşler’le (İhvan) olan ilişkilerimiz, Rabia Meydanı’ndakilerle kalbimizin bir attığı günler, televizyon ekranlarında Esma Biltaci’ya dökülen gözyaşları, hepsi zihinlerde daha taptaze duruyor. Seçim meydanlarında siyasal bir simge olarak dört parmak işareti o kadar dramatize edilmişti ki toplumun kalbi hep birlikte Mısır için atıyordu. Hep bir ağızdan, “Katiller sürüsü! Diktatör!” diye haykırılıyordu.

Ülkenin birebir muhatabı olmamasına rağmen Mısır’ın darbeyle işbaşına gelen Cumhurbaşkanı Sisi, müthiş bir şekilde toplumun gözünde şeytanlaştırıldı, içimizden bir fert gibi kin güdülen bir hain/şarlatan olarak lanse edildi. Ama ne zaman ki Katar’da Dünya Kupası oldu iki ülke lideri sanki hiçbir şey olmamış, öncesinde bir şey yaşanmamış, o kadar ağır hakaretler yapılmamış, ölümler, trajediler hiç yaşanmamış gibi gayet sıradan, samimane/dostane pozlar verildi. Mursi bu günleri görse ne derdi acaba?

ZİKZAKLARDA ZİRVE!

İktidar çevreleri bunu “devletin çıkarı” olarak lanse ediyor. Ancak burada şu soruları da sormak gerekir. Bugüne kadar ki duruşta gerçekten devletin çıkarı var mıydı? O gün nasıl bir çıkar elde ettik, bugün nasıl bir çıkar umuyoruz? Yoksa bu çıkar denilen şey sancılı bir seçim arifesinde yalnızca bir partinin oy oranıyla mı, oy beklentisiyle mi ilintilidir?

Birilerinin kendi çıkarını, devletin menfaati olarak görmesi kabul edilemez. Maalesef AK Parti geldiği günden beri kendi varlığını devletin varlığı, kendi istikbalini devletin istikbaliyle eşit gördü. “Devlet benim; ben varsam devlet vardır” mantığı güdüldü. Bu dönemdeki zikzaklar belki de ülke tarihinde görülmemiş düzeye yükseldi. Tabii burada parti taraftarlarının bu kadar savrulmaya nasıl hızla uyum sağladıkları ve rıza gösterebildikleri, mevcut durumu içlerine sindirebildikleri de ayrı bir konu.

Geçtiğimiz günlerde yandaş bir yazarın, “Buna biz neden olduk, kendimi suçluyorum” şeklindeki açıklaması da samimi değil.   “Oy verin, başkanlığa geçelim her şey düzelecek” dendi. Her şey daha berbat oldu ve kötü gidiş süreci daha da hızlandı. Bunun sonucunda nasıl suçlu oluyoruz anlamak mümkün değil. Bulundukları “konumlarını” kaybetmek istemiyor olabilirler. Bu sadece kendisini ve gazetesini bağlar. Yalnız bu durum şahsın içinde bulunduğu taassubun özetidir.

DOĞRU NEYE VE KİME GÖRE?

Şimdi iktidar öyle güçlü bir hale geldi ki bütün ilişkiler, kavramlar, duruşlar her şey yalnızca “iktidarın duruşuna” göre belirleniyor. Onlar neyi doğru, hak ve güzel görüyorsa o şey doğru, hak ve güzeldir. Neyi kötü ve berbat olarak ilan ediyorlarsa o şey kötü ve berbat oluveriyor/görülüyor.

İktidarın herhangi bir konudaki yaklaşımı her zaman değişebilir. Bu durumu iktidar bile bile normalleştirdi. Ahlâki olmayan tavırlar bile sıradanlaştırıldı. Kimsenin hiçbir konuda “bu yanlıştır” deme lüksü yok, bir yorum yapma şansınız da kalmadı. Çünkü bir konuda iyi veya kötü yorumları da ancak iktidar yapabilir. Farklı görüş de sunamazsınız, yorum da yapamazsınız. Bir olaydaki meşruluk ancak kendilerinin belirlemesiyle mümkün.

Onlar HDP ile görüşebilirler -siz görüşürseniz terörist- iktidar görüşürse devletin âli menfaatleri söz konusu olur. Siz Beşar Esad’la görüşürseniz -Beşşarcı, hain ve zalim- ama onlar görüşürse devletin çıkarları gereği olur. Siz Sisi’yle görüşülmeli dediğinizde darbeye destek olmakla suçlanırsınız ama kendileri görüştüğünde barış adımı atmış olurlar.

Önümüzde iki ihtimal var. İktidar seçimi kaybedeceği vehmine kapılmış veya bu seçimi kesinlikle kazanacağız şımarıklığını veya sahip oldukları gücün ortaya çıkardığı sorumsuzluğu da yaşıyor   olabilirler. Eğer birinci şıkla seçimin kaybedileceği düşünülüyorsa, bu durumda bütün tuşlara aynı anda basılmış demektir. Böylece yapılabilecek her şeyin mübah olduğu, yeter ki kazanalım veya mutlak güç elimizde olsun planı devreye girmiş demektir.

Şayet ikinci şık devrede ise o halde; doğrunun ve yanlışın belirleyicisi biziz mantığı güdülüyor demektir. Bu şımarıklıkla yaptıkları hiçbir şeyde meşruiyet aramıyorlar, bu özgüven patlaması da gerçek savrulmanın alametidir.

TABAN HER ŞEYE ANINDA UYUM SAĞLAR!

Muhtemelen şunu düşünüyorlar: “Bizim yaptığımız her türlü yanlışa taban ve halk uyum sağlayacak, koşulsuz destek verecek ve savunacaktır.  Biz seçmenimize kendimizi anlatmamıza ve savunmamıza gerek yok. Biz ne söylesek tabanımız buna bir kılıf uydurur” modundalar.

Bunlar; her zaman, her ilişkiyi kendileri belirlerler. Mesela önce bir düşman bulurlar, o düşmana bütün hakaretleri yaparlar, sonra da bize dönüp sen niye hakaret etmiyorsun, hain misin derler. Bir süre sonra o düşmanla birdenbire dost oluverirler o güne kadar hakaret ettikleri kişi veya kişilere övgüleri dizerler. Sen de bu sefer, hani bu daha dün düşmandı dediğinde barışmak neden sana batıyor, bunlar anlamaz der, tekrar sana sen hain misin derler. Tam da bu pozisyonu yaşıyoruz.

Tabii bugün gerçekten fabrika ayarlarına mı yoksa seçim ayarlarına mı dönüyoruz bilmiyoruz. Adeta gemileri yaktılar. İç politikada da dış politikada da geleceğe yönelik bir hedef koymaktan, politika belirlemekten ziyade anlık gelişmelere, çıkarlara göre hareket ediliyor. Her şey yalnızca günü kurtarmaktan ibaret.

Yarın meçhul, kim dost kim düşman belli değil. Bugün dost olanlar pekâlâ yarın düşman olabilirler. Bugünün düşmanları da yarın çok rahat dost olabilirler. Her şey yalnızca seçim endeksli. Bütün bunlarla beraber Mısır’la normalleşme gecikmiş bir adımdır. Geçmişte yaşananlar bir hatadır. Keşke bu tavır yıllar önce alınsaydı da Mısır’daki idamlar durdurulabilseydi. Yine de “ba’de harabi’l-Basra” demekten kendimizi alamıyoruz.

Doç. Dr. Necmettin Çalışkan

Yorum Gönder

Oops!
İnternet bağlantınızda bir sorun var gibi görünüyor. Lütfen internete bağlanın ve tekrar göz atmaya başlayın.